Mortgage sistemini en genel olarak
kira öder gibi ev sahibi olma modeli olarak
tanımlayabiliriz. Türkiye’de nüfusun ancak yarısının
konut sahibi olduğu düşünülürse, bu sistem çok büyük bir
kesimi yakından ilgilendiriyor. Mortgage sisteminin şu
anda konut alırken kullanım oranı sadece yüzde 3’lerde
olan bankaların konut kredisi kullanımı oranını da
patlatması gerekiyor.
Mortgage sisteminin işleyişi
ülkelere göre farklılık gösteriyor. Ancak en bilinen
yöntemler Amerikan ve Alman modeli olarak
adlandırılıyor.
Yöntemlerin özü, konut sahibi
olmak isteyenlere finans kuruluşlarınca, konut üzerinden
tesis edilecek ipotek karşılığında 15-20 yıl gibi uzun
vadeli konut kredilerinin kullanılması. Kredilerden
doğan alacaklar İpoteğe Dayalı Menkul Kıymet
Kuruluşları’na devrediliyor ve bu kuruluşlar
devraldıkları alacaklar karşılığında ipotek yatırım fonu
veya varlığa dayalı menkul kıymet ihraç ederek,
satıyorlar. Yani sistem kendi kendini besliyor. Konut
kredilerinin menkul kıymetleştirilmesinden elde edilen
fonlar, tekrar sisteme aktarılıyor ve böylece finans
kuruluşları uzun vadeli konut kredilerini finanse
edebiliyorlar.
Banka, müşteri adına müşterinin
talep ettiği bir gayrimenkulü peşin olarak satın alarak
mülkiyeti müşteriye devrediyor. Ancak müşterinin bankaya
borcunun karşılığı olarak mülk ipotek ediliyor. Müşteri
bankaya borcunu belli bir ödeme planına göre, önceden
belirlenmiş bir vade sonuna dek aylık ödemelerle
kapatıyor.
"Mortgage"
sisteminin var olan konut kredilerinden en büyük farkı
çok daha uzun vadelere yayılması. Genellikle 20 ila 30
yıllık vadeler söz konusu olması, aylık ödemeleri kira
ödemeleri derekesine indiriyor. Zaten sisteme “kira
öder gibi ev sahibi olma”
sloganını atfedilmesine neden olan da işte bu.